bye bye türkçe

kuntakinte
rahmetli (gbkz:oktay sinanoğlu)'nun kitabıdır.

ortaokul yıllarında abimin biraz zorla okuttuğu kitap. sürekli aynı şeyleri tekrarlıyor diyenler olmuş. zaten hepsi ayrı yayınlarda, gazetelerde, dergilerde yazılmış, burada bir araya getirilmişler. dili akıcı, ben 3 günde bitirmiştim. şimdi size bir iyilik yapacağım ve 430 sayfayı okumak istemeyenler bu entry sayesinde kitabın ne anlatmak istediğini ve altı çizilesi yerleri dağarcıklarına kaydedip arkadaş ortamında hava atabilecekler. tabii yine de okumak daha farklı duygulara sürükler ve kişisel gelişiminiz için tavsiye edilir.

-avrupa'nın kökenini ve hatta bugünkü davranışlarının temelini oluşturanlar kelt kavimleridir. bu yabanî kavimler, yüzlerine mor boyalar sürülü, sarı saçları kireç sürülerek havaya dikleştirilmiş halde, vahşi çığlıklarla saldırır, romalıları çok ürkütürlermiş. romalıların bu kavimleri yok etmek için üç şıkkı varmış: ya hepsini katliamdan geçirecekler ya ülkelerini istila edecekler ya da bunlara kültürlerini, törelerini ve dillerini unutturacaklarmış. asker ve para kaybı olmasın diye son şıkkı uygulamışlar ve dillerini asimile ederek bu kelt kavimlerini yok etmişler. erin adası'nda romalılardan kaçtıkları için latinleşmemiş, keltçe dillerini korumuş son keltler: iskoçlar, velşler ve irlandalılardır.

-ingilizce dünyadaki en kötü dildir. daha 500 yıllık bir geçmişi vardır ve beş dilin rasgele karışımından oluşmuştur. belli kurallara göre yeni kelime üretme kabiliyeti yoktur. buna karşılık türkçe, binlerce yıldır matematiksel yapısını, sözcük türetme yeteneğini ve kurallarını korumasını bilmiş, çok zengin bir dildir.

-ingilizler son keltler olan irlandalılara yapmadıklarını bırakmamışlar. defalarca saldırdıktan sonra irlanda'yı kendi eyaletleri yapmış ve ilk iş olarak okullardaki eğitim dilini ingilizce'ye çevirmişler. böylece 1 nesil sonra irlanda'nın resmi dili gaelce, konuşulmaz hale gelmiş. daha sonra toplumun aydın kesimi akşamları bir yerlerde toplanıp insanlara gaelic öğretmeye çalışmışlar ve bu, irlanda cumhuriyeti'nin kurulmasında ilk adım olmuş.

-odtü ve boğaziçi üniversitesi neredeyse tamamen ingilizce eğitim uygulayan, artniyetli okullardır. herkes gözünde çok büyütür; fakat bu okullardan mezun olan öğrenci her şeyi ingilizce öğrenmiştir. dolayısıyla hiçbir şeyi tam anlamıyla öğrenememiştir. çünkü en doğru öğrenme, insanın kendi dilinde olur. bilim evrensel değildir, yöntemleri evrenseldir. bir konuda kendi dilinde ve kültüründe ustalaşan insanın yabancılarla iletişim kurması çok da güç değildir. gerektiği kadar ve ilgilendiği meslek çerçevesinde yabancı dil bilmesi yeter de artar.

-amerikalılar zengin olsalar da manevi açıdan eksik ve mutsuz bir millettir. yüzlerine bakın: ya donuklardır ya da katil ifadesi görürsünüz.

-hazırlık sınıfı kisvesi altında üniversiteye başlayan öğrencilere 1 sene boyunca yabancı dil öğretmek büyük bir israftır ve hiçbir ülkede böyle bir uygulama yoktur. yabancı dille eğitim vermek, kolejler açmak ve buradaki derslerin hepsinin yabancı dil olması anayasamıza da aykırıdır. haysiyetli hukukçular dava açarak bu düzenle savaşmalıdırlar.

-bana devamlı \"amerika'dan türkiye nasıl görünüyor?\" diye soruyorlar. cevabım çok basit: \"görünmüyor.\" hatta türkiye'nin haritadaki yerini bilmeyenler var.

-atatürk ölüm döşeğinde ve üç gün komadaydı. kendine geldiğinde, son nefesinde, \"arkadaşlara selam, dil çalışmalarını gevşetmeyin\" dedi. dile bu derece önem veriyordu. ileri görüşlü olmak, böyle bir şey demek ki.

-\"bilim dili ingilizcedir, evrensel dil ingilizcedir\" gibi söylemler tamamen yalandır. bugün avrupa'daki birçok ülkede ingilizce'nin i'si konuşulmuyor. japonlar bildikleri halde ingilizce'yi konuşmamayı tercih ediyorlar. biz neden ingilizce bilmek şartmış gibi davranıyoruz? türkiye'nin dış politikası avrupa ve amerika'ya yalvarmaktan ibarettir. neden? niye böyle kompleksli bir milletiz?

-hiçbir aklı başında ülkede yabancı dilde eğitim yapılmıyor. demek ki bir yabancı dili empoze ederek öğretme yöntemini türkiye bulmuş. o halde ya dünyanın en akıllı milletiyiz ya da aziz nesin az bile söylemiş.

-ünlü bir sözün tamamı: \"türk demek türkçe demektir, ne mutlu türk'üm diyene!\" (meğer meşhur sözün birinci kısmı da varmış.)

-türkçe'yle japonca birbirine çok benzeyen iki dildir. mesela: nan des ka? -> nedir ki? , ikimaşta -> gitmişti , katay -> katı , samuku -> soğuk , iyi -> iyi vs.
bunların yanında kültürümüz de çok benzer. bizdeki yağlı güreşin karşılığı japonlarda sumo güreşidir. bizdeki yiğit, efe geleneği onlarda samuray biçiminde tezahür eder. onların fıkralara konu olan ikyu-san hocasıyla bizim nasreddin hoca'mız epey benzemektedir. peki, bütün bu benzerliklere rağmen neden biz japonlara değil de amerikalılara daha yakınız? güzelim asya dururken bu batı hayranlığını bize kimler kabul ettirmeye çalışıyor?

-türk parasıyla, devlet eliyle yabancı tip okullar açmak milli eğitim temel kanununun 10. maddesine ve atatürk'ün tevhid-i tedrisat (eğitimde birlik) ilkesine aykırıdır. biliniz!

-her konuda bir numara olamayız. buna gücümüz, kaynağımız ve insanımız yetmez. ama belli konular tespit edilebilir ve o konularda dünyada bir numara olmaya azmedilebilir. rahmetli dedem şöyle derdi: istersen ayakkabı tamircisi ol; ama en iyisi ol.

-ingilizler ve amerikalılar dünyanın en ırkçı, haçlı kafalı, yobaz milletidir. herkesin ingilizce konuşması gerektiği, ikinci dünya harbinden sonra amerikanların yaydığı emperyalist bir oyundur. tabii o zaman sadece amerika ayakta kalmıştı. en zengin oydu, onun borusu ötüyordu. her ülkenin içinde birtakım adamlar ayarlayarak bu propagandayı yaptırdılar. şimdi amerika fakirleşti. en çok dış borcu olan ülke amerika. fakat biz hala ingilizce'yi evrensel dil kabul ediyoruz. heyhat!

-abd'deki eğitim düzeni, dünyadaki en berbat eğitim düzenidir. çocukların %90'ı normal okullara gider. %10'luk elit kesim ise özel okullarda okur. elitin gittiği okullarda çok ciddi ve kaliteli eğitim verilir. fakat halk çocuklarının gittiği okullar rezalettir. geçen yıl amerika'da yapılan istatistiklere göre liseyi bitiren gençlerin %60'ının doğru dürüst okuma-yazma bilmediği ortaya çıktı. bununla beraber seçkinlerin gittiği okullarda da bir hiyerarşi söz konusudur. bazı öğrenciler gizli cemiyetler tarafından eğitilirler. bunların en meşhuru skull and bones'dur. bunlar seçkinlerin seçkinidir, böyle örgütlere katılırlar ve bunlara gelecekte ayda en az 100 bin dolar maaşlı iş garantisi verilir. bu gizli cemiyetlere katılanlar, devletin önemli mevkilerinde, sanayinin tepelerinde yer alırlar. işte amerika'yı bu seçkinin seçkini dediğimiz 1 milyona yakın insan idare eder. geriye kalan 270 milyon insan kara cahildir. başka hiçbir ülkede bu kadar cahil insana rastlayamazsınız. abd'ye gidip de oradaki hayata hayran kalan insanlar demek ki hiç sefalet çekilen semtlere gitmemiş. nev-york şehrinde köpek olmak, insan olmaktan daha iyidir. işte şimdi türkiye'ye de kabullendirilmeye çalışılan yaşam tarzı budur ve etkisini göstermeye başlamıştır bile...

-sağ kesim dini, sol kesim atatürkçülüğü sömürerek yıllarca amerika'ya yarandı ve yaranmaya da devam ediyor. ülke bir kısır döngünün içinde. uyanın gençler! seçim meçim, türkiye'de milleti uyutmak için yapılan sözde demokrasi görüntüleridir.

-japonya'da 1868'de yayınlanan meici tanzimatı'ndan sonra (bizdeki tanzimat fermanı'nın tarihiyle ne kadar yakın, değil mi?) bir japon, \"bilim dili japonca olmaz, ingilizce olsun,\" demiş. ertesi gün adam evinde ölü bulunmuş. bir daha da ses çıkmamış ve japonya'da hiçbir şey, hiçbir zaman ingilizce olmamış.

-her yıl, yurtdışına okusun diye gönderdiğimiz öğrencilere tam olarak 144 milyon lira para harcadığımızı biliyor musunuz? çok zengin bir ülkeyiz, çok!

-amerika'nın parasının üstünde bile \"biz tanrı'ya inanıyoruz\" yazıyor. hani laikti bunlar? bizde \"allah-u ekber\" yazsan kıyamet kopar şeriat geldi diye. adamlar tanrısının adını parasının üstüne yazmış, he doğru da yapmış, onların tanrısı paradır çünkü.

-'ambulance' kelimesi 'dolaşan' demek. oysa biz ne güzel 'cankurtaran' derdik. güzelim 'milletvekili' 'parlamenter'e dönüştü. parlementer italyanca'da 'laf ebesi' demektir. milletimin vekili, oldu sana laf ebesi. 'bakanlar kurulu' yerine kullandığımız 'kabine' yabancı dilde ne demek biliyor musunuz? 'tuvalet'. bildiğiniz 'tuvalet'.

-özetle \"türkçe giderse, türkiye gider. yabancı dilde eğitimle, türkiye elden gider!\"

düzenleme: biraz yazdım, biraz kopyaladım.
eymen yafes
oktay sinanoğlu...
türkçe aşığı...
kitaplarını okudum...
ziya gökalp ten insaflı davranmış...
lakin....
benim tercihim hep ama hep...
bizim insanımız...dava adamı...
yavuz bülent bakiler dir...
vesselam...
melankomik
üniversite 1.sınıfta hocalarımızdan birisi ödevlendirmişti bu kitap için. ödevlendirilen kitapları sevmediğim için malesef faydalandığım söylenemez. sonrasında da bir daha okumadım. hala kitaplıkta okunmayı bekleyenler arasında.

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol